HİKAYELER

TÜRK TARIHINDEN HIKAYELER

  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Bir Garip Mezad

Ertuğrul Kocatürk Geçmiş, hem bugünümüze, hem de yarınımıza kaynak olabilecek bereketli bir menbadır. Tabii geçmişi olanlar için... Bizim toplum yapımız, hiçbir içtimai sistemin bugüne kadar ulaşamadığı bir güzellikler kuşağıdır. Kendi ruhundaki dinamiklerden güç alarak asırlardır ayakta durmasını başaran bu muhteşem milletin, karşısındaki hasım dünyanın bütün entrikalarına rağmen çağlar boyu mevcudiyetini devam ettirmesi, adeta bankalar üstü bir hadisedir. Bu harikalığın temel dinamiklerinden b… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Orhun Abideleri Ve Bilge Kağan

Göktürkler'in Kutluk Devri denen üçüncü ve son devirlerinden kalma abide niteliğindeki taş kitabeler Türk dili ve edebiyatının ilk yazılı metinleri ve Türk tarihinin en eski Türkçe belgeleridir. Bugünkü Moğolistan'da; Hangan Dağları'nın kuzeyindeki Koşu Çaydam bölgesinde, eski Türk başkenti Ötüken'e yakın, Orhun ırmağının eski yatağı kenarına dikilmiş oldukları için ırmağın adı bu abidelere de isim olmuştur. Vezir Tonyukuk, Kül Tigin ve Bilge Kağan adına dikilen abidelere adeta eski Türk tarihi…… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Mimar Sinan Ve Süleymaniye Camii

Büyük eserleri büyük devletler vücuda getirebilirler ve büyük sanatçıları da ancak büyük milletler ortaya çıkarırlar. Mimar Sinan, Osmanlı İmparatorluğu'nun şanına uygun olarak eserler veren dünya çapında büyük bir sanatçıdır. Avrupalılar tarafından Muhteşem Süleyman adıyla anılan Kanuni Sultan Süleyman İstanbul'a şanına uygun bir cami yaptırmak istedi ve bunun için Mimar Sinan'ı görevlendirdi. Binlerce işçi seferber oldu. Cami inşaatında kullanılan dört büyük sütundan biri Bizanslılardan kalmad… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Türk Gibi Kuvvetli, Türk Gibi Muhteşem

Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına ne zaman ulaştı, biliyor musunuz? 7 yaşında tahta çıkan ve 39 yıl padişahlık yapan Dördüncü Mehmed zamanında! Bu dönemde, dünyanın hemen bütün devletleri Türklerin gözüne girmek, onlarla diplomatik ilişki kurmak için gayret gösteriyor ve bu konuda adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Ünlü Fransız tarihçilerinden Albert Vandal bu konuda şunları yazıyor: En medeni milletlerden en barbarlarına kadar dünyada her devlet; askeri gücünden korktukları Türk Devle… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Mete Han'dan Alacağımız Ders

Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Mete Han, gecesini gündüzünü katarak çalışıyor, Hun Türkleri'nin devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden kuşkulanmaya başlamışlardı. Mete Han'la savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek O'nun çok sevdiği atını istetti. Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Mete Han hemen Kurultay'ı topladı. Durumu görüşen Kurultay… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Attila Ve Avrupalılar

Avrupa'ya giden Hun Türkleri'nin lideri olan Attila Batı Roma İmparatorluğu'nun başkenti olan Roma'ya doğru yürüyordu. Yol üzerinde bulunan Troyes şehrine geldiği zaman; şehrin muhafız komutanı olan Piskopos Lüpus,kalenin üzerinden Attila'ya seslendi: - Sen kimsin ki tac ve tahtları atının nalları altında ezip yürüyorsun? Attila bu sesin geldiği tarafa döndü ve cevabını verdi: - Ben Tanrı'nın kırbacı ve kainatın tokmağıyım!.. Attila, Avrupa'da aldığı şehirlerden birini gezerken; orada bulanan ki… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Selçuklu Türk Tarihinden Bir Demet

Selçuklu Türklerinin Var olup yok olma savaşı diye adlandırılan Dandanakan Zaferi'nden sonra Tuğrul Bey Hemedan şehrine giriyordu. Orada, abdest almakta olan devrin evliyasından Baba Tahir'le karşılaştı. B. TAHİR: Ey Türk! Allah'ın kullarına ne yapmak istiyorsun? T. BEY: Ne emredersen! B. TAHİR: Muhakkak ki Allah adalet ve ihsan yapmayı emreder. Onun için Allah'ın emrini yap! T. BEY: Öyle yapacağım Bu konuşmadan sonra Baba Tahir Tuğrul Bey'in elinden tuttu,abdest aldığı ıbrığın kapağını çıkarıp…… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Rüyadan Gerçeğe

Osmanlı Beyliği'nin kuruluş günlerinde, zamanın büyük alimlerinden Şeyh Edebali Söğüt yakınlarındaki bir dergahta oturuyor, Ertuğul Gazi'ye ve oğlu Osman Bey'e yardımcı oluyordu. Osman Bey bir gün O'nun evinde misafir olmuştu. Geceyi geçireceği odada bir Kur'an-ı Kerim duruyordu. Yorgundu, yatmak istiyordu ama, bu yüce Kitab'a saygısından dolayı bir trülü yatıp uyuyamıyordu. Derken bir an daldı, kendisinden geçti ve rüya alemine daldı... Gördü ki, Edebalı'nın koynundan bir ay doğdu. Ay dolunay h… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
Osman Gazi'nin Oğlu Orhan'a Nasihati

Oğul! Din işlerini herşeyden evvel ele alıp; yürütmek gayret ve esasını daima gözönünde bulundur ve bu esası sakın gevşekliğe uğratma. Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sağlamak, din ve devletin kuvvetlenmesine sebep olur. Din gayretine sahip olmayan, sefâhete düşkün olan ve denenmemiş kimselere devlet işlerini verme! Zira yaradanından korkmayan kimse, O'nun yarattıklarından da çekinmez. Allah'ın rızası için devlet hizmetinde gayret gösterenleri daima gözet. Böyle kıymetli kimselerin vefatın… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
İlk Osmanlı Kanunu

Oğlu Orhan'a, Gönül kerestesiyle bir Yenişehir ve Pazar yap diye vasiyet eden Osman Gazi, Yenişehir'in alınmasından sonra orada kurulan pazaryerini dolaşıyordu ki, Germiyan taraflarından gelen bir adam yanına gelerek şöyle seslendi: - Beyim, beyim! Yenişehir'in pazar bac'ını bana satın!.. Osman Bey şaşırmıştı; sordu: - Bac nedir be adam? - Yani ki beyim, pazara her kim mal getirirse ondan akçe alayım!.. - Pazara gelenlerden alacağın mı vardır ki onlardan akçe alacaksın? - Beyim! Bu töredir ki, e… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
İlk Osmanlı Parası

Osmanlı Türklerinin ilk dönemlerinde kullanılmakta olan ve Sikke adı verilen madeni paralar hâlâ son Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Mesud adına basılıyordu. Bursa'nın fethinden sonra ağabeyi Alâaddin Paşa'nın tavsitesi üzerine Orhan Gazi kendi adına bastırmaya başladı. Akçe adı verilen bu ilk Osmanlı parasının çapı 18 milimetre olup 900 ayar gümüşten yapılmıştır. Ağırlığı ise 1.5 gram kadardır. Paranın bir yüzünde, Lailahe illallah, Muhammeden Resulullah yazı olup; çevresinde Dört Halife'nin isimle… Devamını Oku


  • 23 Ağu
    2012
  • 0
İlk Kağıt Para

Osmanlı Türklerinde ilk kağıt para ise İmparatorluğun son dönemlerinde bastırıldı. Sultan Abdülmecid'in tahta çıktığı sıralarda devlet büyük bir para sıkıntısı içinde bulunuyordu. 1840 yılında, 160 bin Osmanlı Altını karşılığında Kâime-i Mutebere adı verilen kağıt paralar çıkarıldı.Bunların en büyüğü 500, en küçüğü 10 kuruşluktu. Aynı yıl, 400 bin Osmanlı Altını karşılığında 50, 100 ve 500 kuruşluk olmak üzere daha küçük boyda paralar basıldı. Bu paraların üzerlerinde tuğra, altlarında Maliye Na… Devamını Oku


v